5 Aralık 2017 Salı

Hayat...


Hani bir şarkı var kim söylüyor bilmiyorum, nerede dinlediğimi bile hatırlamıyorum; 'Hayat beni neden yoruyorsun?' cümlesinden başka sözünü de bilmiyorum açıkçası.

Bildiğim, bu ara tam o haldeyim...

Birinin ilkokula başlama sancıları, bizim uzaktan ne olup bittiğini öğrenme çabalarımız derken diğerinin kriz anları çakışıyor.

Sabah ve gün içinde 'Çocuk o' diye alttan almalar, sakin kalmalar, akşam olup da 7'de yatağa koyma hazırlıkları esnasında saat 21:30 olmuşken hala 'burnum tıkandı, susadım' demeler beni çileden çıkartıyor. Evet kitaplar okuyorum, evet kendimi geliştiriyorum; ama ben de insanım be! diye bağırdım bu akşam artık. İnsaf ya, 2.5 saat sürer mi bir uykuya yatırma faslı?

Sütü, yoğurdu, kitabı, unutulan ödevi, kaybolan dosyası, çişi, suyu, kakası, başka yerde yatma isteği, ağlama, gülme, çarpışma, tekrar ağlama, burun tıkanması, günün en güzel şeyi, tekrar suluğu doldurma, üzerini ıslatma, ağlama, üzerini kurutma, yatırma, kitap isteği, benle yat ısrarları... Bak yazarken yoruldum. Sakinleştirici mi içsem? Alkole mi başlasam ne yapsam bilmiyorum modundayım bu gece!

Sevgili çocuklarım, sizi dünyadaki her şeyden, kendimden çok seviyorum... Lakin ben de insanım ve bu akşam gerçekten ikiniz de, özellikle kızım beni bitirdiniz... Bir daha yapmayın e mi?



21 Haziran 2017 Çarşamba

Öpücük...

Birinin öpmesi, içine çeker gibi... Yavaş, hafif, narin, koklar gibi. Tüy gibi... Uzun uzun... Acelesi hiç yok.

Diğerinin öpmesi sulu sulu. Yanağında ağırlığı hissedersin. Beni tüm hücreleriyle öper, güçlü öper. Sesli öper.

18 Haziran 2017 Pazar

Emzik Bırakma...

Mart 2017 öncesinde en az 3 emzikle uyurdu kızım. İkisi ellerinde, biri ağzında. Değiştirip değiştirip öyle dalardı uykuya. Kendi kendine...

Emzik


Evde 7-8 adet toplamda emzik olurdu. Hep kaybolurdu birkaçı. Bir yerlerden çıkardı sonra. Zamanla emzikleri ısırmaya başladı. Uçları, kenarları delindi dişlerinden. Nasıl olsa çok emzik var diye, 'Aa bak bu bozulmuş! Haydi gel çöpe atalım.' derdim. O da kabul ederse, gider kendi atardı çöpe.

Böyle böyle Nisan sonunda 4-5 adet emzik kalmıştı evde. Uzun bir seyahate çıktık, emziksiz olmazdı. Seyahat sırasında da ikisini attık. Mayıs'ta 2 emzik kalmıştı evde.

Bu iki emzikten biri delikti, epey hasarlıydı. Yine de attırmamıştım onu. Gece tek emziğe düşerse birini buluyor diğerini kaybederse. Yoksa beni uyandırıyordu. Bu arada emzik krizine girip gün içinde emziği bulamayınca ağlıyordu. Çünkü 2 tane kalmıştı ve bulması zor oluyordu evde bir yere bıraktığında. O zamanlar da beni çileden çıkartıyordu. Evin altını üstüne getiriyorduk emzik bulacağız diye. O feryat figan ağlıyordu bulana dek. Kısacası sadece uyumak için değil, artık gün içinde aklına esince de emmek istiyordu. 10 saniye emip bırakıyordu; ama tiryaki gibiydi işte...

Yaz tatiline giderken emzikleri evde bırakıp, 'Aa unuttuk' ayağına yatıp kurtulacaktım. Planlarım öyleydi.

19 Mayıs'ta, öğle uykusundan uyanınca, 'Anne bu emzik eskimiş, bozulmuş. Çöpe atalım' dedi. 'Tamam' dedim. Hatta elime telefonu alıp kameraya çektim. 'Yaşasın! Emziği çöpe attık' sevinç naraları ile.

Sonra abisi, ikinci emziği kızın eline verip, 'Bak bu da bozulmuş. Bunu da çöpe at' dedi. Öğretmişim gibi... Abisi öyle deyince, aldı eline, 'Bunu da atalım anne' dedi. Şaşırdım. Ucundaki ipini çıkarttırdı bana. Sonra ben videoya çekerken evdeki son emziği de attı. Artık hiç emzik kalmamıştı. Neyse ki günlerden Cuma idi. Hafta sonu abi, baba evde bir şekilde zorluğu atlatırdık.

Tam 2.5 yaşında kendi kararı ve iradesiyle emziği bıraktı. (Tabii biraz abi ittirmesi de oldu; ama son kararı kendisi verdi.)

Akşamında yanına uzandım. Birkaç oyuncak verdim eline oynasın diye. Hiç aramadı emzik. İstemedi. Sadece beni istedi normalde benle uyumazdı. Gece de uyanmadı emzik diye.

Bir hafta böyle geçti. Bazen 'Memeee' diyordu. Canı acıdığında, yorgun olduğunda falan. 'Memeleri çöpe attın ya' diyordum. Uzatırsa da videosunu izlettiririm diye düşünmüştüm en başından; ama hiç uzatmıyordu. 'Abla oldum ben' diyordu. Oyuncak bebeğinin memesini gösterdi bir kez. 'Anne bunu da atalım' dedi. Onu atmadık; ama ne yaptı bilmiyorum, belki de ben yokken attı?! Bebeğin de memesi kayıp :-)

Normalde gündüz 2 saat, akşam 10 saat düzenli uyuyan, kendi kendine hemen uykuya dalan, geceleri uyanmayan bir kızım vardı. Emzikli halinde... Emzik bırakma sonrasında, uykuya dalması en az 1 saati buluyor. Yanında ben uzanıyorum daha çabuk uyusun diye; ama kar etmiyor. Hem öğle, hem akşam ne kadar yorgun olursa olsun, hasta bile olsa, en az bir saat perişan şekilde dolanıyor yatakta oyuncaklarıyla ya da bulduğu herhangi bir şeyle.

Bazen sinirleniyorum; çünkü eskiden en geç 9'da uyuyan çocuk; şimdi bazen 11'e doğru uykuya dalıyor. Birkaç gün öğle uykusu uyutmadım; o zamanlar 8 gibi uyudu; ama gece uyandı bu kez de.

Bugün emziği bırakalı 1 ay oluyor; uykuyu seven kızım uykuya dalamıyor. Fakat emzikten kurtulduk! Eminim bir şekilde uyku sever haline de dönecek.

5 Şubat 2017 Pazar

Ya Kaybolsaydı?

Tramvay durağında bekliyoruz. Elimi ya da bebek arabasının kenarını parkta bile bırakmayan oğlum yanımda, kızım bebek arabasında.


‘Yeni tramvay gelirse haber ver, ona bineceğiz’ dedim oğluma, kızımın bebek arabasına eğilip kemerini bağlarken. O sırada eski tramvayın geldini görmüştüm. Kenara çekildik birlikte. Kemeri bağladığım anda, ‘Anneeeee!’ diye bir çığlık duydum.


Oğlum tramvayın içinde, kapı kapandı üzerimize. Ben dışarda kaldım. O içerde bağırıp ağlıyor, ben dışarda şaşkın ve korkuyla kendimi kontrol etmeye çalışıyorum. Yanına bir kadın geldi ve bilmediğim dilde birşeyler söyledi yanımdaki adam yanıtladı.


Oğlum giden tramvayın içinde kaldı ağlarken. Biz arkasından bakakaldık bir saniye. Kızım da onu görünce ‘abi’ diye ağlamaya başladı. Yanımdaki adamdan teyit aldım ve başladım sonraki durağa koşmaya. Anladığım, kadın oğlumu bir sonraki durakta indirecekti. Hem koşuyordum, hem babasını aradım o an.


Bir sonraki istasyona vardığımızda nefes nefese, korku ve panik içerisindeydim. Oğlum beni görünce ağlamaya başladı. Sakinleşince ‘Anne özür dilerim. Bana bağırıp kızmadın anne!’ diye de şaşırdı. ‘Ben de çok korktum, sen de eminim çok korktun’ dedim...


Çok şükür büyük bir sorun olmadan atlattık bunu. Neler başımıza gelebilirdi düşünmek bile istemiyorum.


Bu ara kara bulutlar geziyor tepemizde!

31 Ocak 2017 Salı

Düşme, Katılma ve Bayılma

Geçen yaz tatilinde, herşey dahil bir oteldeydik. Kızım, kuzeni ve oğlum geniş alanda koşturarak oyun oynuyorlardı. Etrafta tehlikeli birşey yoktu. Biz de masaya oturup yemek siparişlerini verdik...

Gözümüz genelde çocukların üzerindeydi; ama garsonun servis yaptığı o anı kaçırdık hepimiz. Çığlık çığlığa ağlayan kızımın sesini duyup koşturdum yanına. Sırt üstü yatıyordu yerde. Kucakladım. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum bir yandan da ona sarılıp sakinleştirmeye çalışırken...

Annem ve kardeşim de yanımda belirdi nesi var diye. Kızım o güçlü ağlama ardından nefes alamadı. Morardı, havaya kaldırıp sarsıyordum ismini haykırarak. Kendinden geçti ve boynu yana düştü. Yanıt vermiyordu. Aklımı yitireceğim bir andı. O sırada annem kucaklamıştı elimden alıp. Oteldeki yerli-yabancı bir çok insan da başımızda birşeyler söylüyordu; ama ben dünyadan kopmuş gitmiştim.

Elimden birşey gelmiyordu. Sırtüstü düştüğünden başını çarptığını düşünüyordum. Bu sebeple kendinden geçtiğine inandım. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu; kızımı kaybettim diye düşündüm o kısacık anda.

O sırada arkadan biri elini kızımın ağzına soktu ve kızım ağlamaya başladı. Bağırabildiği kadar son sesle ağlıyordu ve hepimiz ağlamaya başladık. Düşünce veya ağlayınca dilini yuttu, nefes alamadı diye konuşuldu. Otelin doktoruna görünmek için araç çağırdık. O sırada belki 10 dakika hiç durmadan ağladı...

Yıllar önce ilk yardım eğitimi almıştım. İlk bakılması gereken boğazıydı; hava yolunun açık olup olmadığıydı. Fakat o şoktan hiç bir şey aklıma gelmemişti. Demek ki canına birşey olduğunda insanın beyni duruyordu… Benim öyle olmuştu malesef! Kafasına darbe aldığından kendinden geçti, diye düşünmüştüm.

Doktora vardığımızda eski halinden farkı yoktu. Gözleri, içmesi, konuşması, yürümesi normaldi. Doktor, kusarsa hastaneye gitmemizi önerdi. O gece ailecek ne yemek yiyebildik, ne uyuyabildik… Kızım ise her zamanki gibiydi. Ertesi gün de, sonra da...

Hepimiz oldukça korkmuştuk ve bunu dil yutması olarak adlandırmıştık. Dilini yuttuğu için nefes alamamıştı o an ve tekrar olursa bakabileceğimiz ilk yer ağzı olacaktı.
Olay kapandı…
Geçen haftaya dek...

Geçen hafta ufak bir bankın üzerinden, ben misafirlere çay koyarken, gene sırt üstü yere düştü. Ağladığını duydum, çaydanlığı elimden bırakıp yanına gidene dek misafirlerden biri onu kucaklamıştı bile. Yanına gittiğimde kucağıma aldım ve tekrar yukarıdaki sahne yaşandı. İlk güçlü ağlama ardından nefes alamadı, morardı, babası kucakladığında ilk baktığım yer ağzıydı, dili dışarıdaydı; ama yine de bayıldı. Bu kez herkese ağzını açın diye bağırdığımı hatırlıyorum. Ağzı sımsıkı kapalıydı. Zorla parmağımı sokup dilinin dönüklüğünü hissettim. O sırada kendine gelip ağlamaya başladı. Olaydan yarım saat sonra oynuyordu, gülüyordu. Normaldi...

Bu kez ilk duruma göre daha soğukkanlı davransam da, yine de endişelenmedim değil. Kafa travması yerine nefessiz kalıp bayılma kısmına odaklanmıştım çünkü. İlkinde başına aldığı darbe yüzünden bayıldığını düşünmüştüm.
Ertesi sabah doktorunu aradık. Düşme ardından kusma ya da kendinden farklı davranma olup olmadığını sordu. Yoktu öyle birşey çok şükür.

Yüz yüze görüştüğümüzde, doktoru başını ve vücudunu inceledi. Yürümesine baktı. Sonra olayı açıkladı. Düşme sonrası canı yandığı için şoka giriyor ve nefes almayı unutuyor. Nefessiz kalınca bayılıyor; tüm kasları olduğu gibi dil de bir kas olduğundan gevşiyor ve boğaza kaçabiliyor. Bayıldıktan bir süre sonra içgüdüsel olarak vücut serbest kalıyor ve nefes alıp tekrar kendine geliyor. Dil yutması diye birşey söz konusu değil bu durumda. Baygınlık sonrası 20-30 saniye sonra kendine geliyor. Nefes alıyor ve dil dahil kaslarını kontrol edebiliyor.
Bir daha bu durumu yaşarsak yapmamız gereken çocuğu hafif yan yatırmak ve sakin kalmak. Bir süre sonra kendine gelecek, ama 30 saniye sonra hala kendine gelmezse ağız açılıp dile müdahale edilebilir.

1-5 yaş arası her 100 çocuktan birinde görülebilen bir durum olduğundan pek yaygın değil; bilinmiyor ve beyin hasarı yapacak kadar tehlikeli bir durum da değil.
Hayatımda en korktuğum andı sanıyorum. Anne-baba olarak bir canlıyı doğurmak değil, yaşatmak daha zor olan.

Tehlikeli bir durum olmadığını bilsem de umarım tekrar bu sahneyi yaşamayız...

18 Kasım 2016 Cuma

2 Yaş...

Küçük kızım 2 yaşında artık…

Hala küçük ve belki gözümüzde hep küçük kalacak, son olduğu için.

‘Abi öyle değil böyle!’ dese de, mum görünce ‘Happy birthday to you’ demek aklına gelse de, ufacık birşeye sinirlenip 15 dakika kendini oradan oraya atsa da, kreşe başlasa da, merdivenlere tutunmadan tırmansa da, asansörü çağırmasını bilip biz yanına gidene dek bekleyebilse de, bakışımızı - lafımızı taklit etse de, bebek arabasına binmeyi reddedip yürümek hatta koşmak istese de, sevdiği tanıdık şarkı duyunca veya sevdiği bir yiyeceği tadınca dans etmeye başlasa da, çoğu gece deliksiz uyuyabilse de, saçı toka takılacak kadar uzamış olsa da, abisiyle tartışırken onu çimdikleyip ısırsa da, babasına evden çıkarken tezahürat etse de, gözleriyle yan bakıp cilveleşse de, abisiyle birlikte lego ve tren oynasa da, bazı öğle uykularını uyumayı reddetse de, beğenmediği yemeği görünce tabağı eliyle uzağa itse de, ‘Aydede tumtum, sakalıma kondun, 5 para buldum, çarşıya gittim….’ diye şarkı söylese de, kızdığımız birşey yapınca surat ifadesi takınıp kendi kendine ‘no, no, no, no!’ dese de, o bizim bebeğimiz hala...

İyi ki doğmuş… İyi ki bizim olmuş… Tersi pis olsa da, hiç değişmesin huyu, suyu. Hele mutluluktan gülüşü ve çığlıkları her daim kalsın. Hep mutlu olsun. Huzurlu olunca tadından yenmiyor çünkü...

Seni çok seviyoruz...


2 Kasım 2016 Çarşamba

Kızıma Mektup

Geçen hafta kreşe başladık. Birlikte...
İlk gün bir saat beraber oturduk, genelde kucağımdaydın sonra oyuncaklara ve çocuklara gidip gidip yanıma gelmeye başladın.

İkinci gün de bir saat beraber kaldık orada.

Üçüncü gün, seni yalnız bıraktım. Giderken ağlamadın, ama yarım saatte bir beni aramışsın mızırdanıp. Konuyu değiştirmişler, unutmuşsun...

Bu hafta bensiz başladın. Pazartesi 3 saat kaldın, ayrılırken ağlamadın da. Saat başı beni sormuşsun biraz üzülmüşsün. Yunanlı bir ablan var, Evangelia. Seninle İngilizce konuşuyor, hem dili bilmiyorsun hem tanımadığın bir ortam. Bizce iyi gidiyorsun...

Salı, öğle uykusuna yatıracaklardı. Ayrılırken ağlamadın, oynamaya gittin. Saat başı beni aramışsın, yemeklerini yemişsin; ama çok ağlamamışsın. Öğle uykusuna yatırmışlar kahkahalar atmışsın. Kimseyi uyutmamışsın... Seni bebek odasına koymuşlar, ben 3'te almaya geldiğimde hala uyuyordun.

Çarşamba, ben abinin okuluna gittim. Seni baban bıraktı. Ayrılırken kucak istemişsin, ağlamışsın. Boya yapmaya götürmüşler avunmuşsun hemen. Dışarıda sonbahar yapraklarını atmışsın havalara, fotoğraflarını gösterdiler. Öğlen de yemeğini yemişsin. Öyle dediler... Ben abinle birlikte geldim seni almaya, bizi gördüğünde biraz durgundun, ağzında meme vardı ve bir ablanın kucağındaydın. Sanırım mutsuzdun. Bizi görünce heyecandan ağlamaya başladın. Abine gittin hemen. 'Abi geldi' diye ağlayarak... Sonra bana sarıldın sımsıkı. 
Öğle vakti gene mutluluktan uyumamışsın. Seni diğer odaya almışlar, geç uyumuşsun. Fakat erken kaldırmışlar. Uykunu alamadığın için mutsuz olduğunu söylediler uyandıktan sonra.
Eve gelirken durgundun; ama evde açıldın. Sarıldık bol bol, öpüştük.
Akşam hemen sızdın kolayca...
 
 
Bakalım yarın nasıl olacak? Miniğim benim... Sen de okullu oldun, artık hızla büyürsün abin gibi...
Seni seven annen...

25 Ekim 2016 Salı

İlk 'Hayır'

Gel bezini bağlayalım, dedim...

'Hayır' dedi...

23 ay, 1 haftalıkken ilk hayır-ımızı işittik kızdan da. Diğeri 5 hala hayır diyor ya... Haydi hayırlı olsun!

14 Ekim 2016 Cuma

"Atta" Yoluna...

Kızım bu sabah en uzun cümlesini kurdu:
"Anne giydir bunu atta gidiyoz biz" 

Her sabah abisinin ardından ağlıyor, o da okula gitmek istiyor. Baba-oğul evden çıktıktan sonra evi hızlıca toparlayıp biz de mecburen dışarı çıkıyoruz.

Bu sabah da öyle oldu, ceketini alıp bana getirdi... 

4 Ekim 2016 Salı

Çikolata

Oğlan 5 yaşında hala çulokata der çikolataya... biz de düzeltmiyoruz nasıl olsa öğrenecek bir gün.

Kız, 22 aylık çukota demeye başladı :) Dondu dediği dondurma ardından bir bir öğreniyor zararlı tatları. 

22 Eylül 2016 Perşembe

Kızımdan İnciler

Kelebep (kelebek)
Ahtabop (ahtapot)
Havuj
Balık
Emmmzik
Beebek
Ayaba (araba)
Kammyon
Gum (kum)

3 Eylül 2016 Cumartesi

Konuşuyor!

İki ay öncesine dek tek kelime ediyordu genellikle. Yirmi kadar anca, 20 aylıkken. Abisinin çok gerisindeydi konuşması, anlıyordu, dileğini yaptırıyordu orası ayrı...

Geçen ay 'Susadim' dedi ilk kez. Havalara uçtuk! Sesini kaydedip babasına gönderdim hatta. Üzerinden bir ay geçmeden 3 kelimeyi yanyana koydu...

'Abi okula gitti'
'Anne aydede çıktı'
'Baba çadır kurdu'

21. ayı dönüm noktası oldu kızımın konuşma hayatında. Herşeyi daha bir anlar, daha meraklı. Tam bir oyuncu. Baldan tatlı...


Geçen hafta hastaydı, noravirüs mü nedir? Kustu, ishal oldu, ateşi çıktı. Ardından öksürük başladı, burnu aktı. Bir hafta kadar yemek yemedi. Yediyse de çıkardı. Huysuzdu gece-gündüz. Sürekli uyudu kucağımda. Neyse ki atlattık sayılır o günleri. Huyları değişti gene, değişir...

29 Temmuz 2016 Cuma

5 Oldu!

Oğlum 5 yaşına girdi. 5 yıldır hayatımızda...

Sanki 35 yıldır hayatımızda gibi oysa... :)

Doğum günü partisini kendi planladı bu kez. 15 arkadaşını davet etti eve. Epey zor oldu; ardından evi ve bozulan oyuncaklarını toplarken dedi ki 'Bir daha bu kadar kalabalık yapmayalım'...

Yaşayarak öğrenme buna denir.

Sonra tatile çıktık.

Bire birken çok iyiyiz; ama ortamda kardeşi oldu mu azıcık deliriyor ve buna çözüm bulamıyoruz...

Bazı günler melek. Anlayışlı, kibar, olgun. Bazı günler ciyak ciyak her dediğimize ağlıyor. Genelde bizi de dinlemiyor ya! Yani dediğimizi, anlamını...

5 yaşta geçer diyorduk, geçmedi...

17 Haziran 2016 Cuma

Aylar Geçiyor

En favori kızım, çığlıklarına bayılıyorum. Annee, babbaa, abis demesiyle yüreğim eriyor. Kıkır kıkır gülerken dünya duruyor benim için. Herşeyi bilmesi beni hayrete düşürüyor. Abisini, beni ve babasını sürekli gözlemliyor. Ne yaparsak aynısını yapıyor. Tam bir kopya makinesi. Başka çocuklara ilgisi, bebeklere sevgisi beni çok mutlu ediyor. Kafasını göğsüme yaslayınca, nenni deyip gözlerini kapatınca zaman dursun istiyorum. Müzik sesi duyunca koşturup kaynağını bulması, bulur bulmaz da dans etmeye başlaması günümün favori anı. Kızdığım an gözyaşlarıyla ağlaması, hayır dediğimde inadına yapması ve ardından kendini yerlere atarak ağlaması sonra da kolumu açınca gelip sarılması ilişkimizi güçlendiriyor biliyorum. Sen benim en favori kızımsın, canımsın. Bir tanemsin. Seni çok seviyorum.


En favori oğlum, mimiklerine bayılıyorum. Benim ve babasının kelimelerini alıp tekrar bize ummadığımız bir yerde söylemesi gülümsememe neden oluyor. Bazen muhabbetimiz öyle bir noktaya ulaşıyor ki, karşımdakinin 5 yaşında olduğuna inanamıyorum. Herşeyi çok çabuk öğrenmesine hayranım. Özellikle yabancı dile, matematiğe ilgisini görünce çok mutlu oluyorum. Sarılıp, öpmemi istemiyor artık; ama sevgim bitti deyip de önüme yatınca, bebekliğinden beri yaptığım gibi boynundan öpünce kıkır kıkır gülüyor, günümün favori anlarından biri. Olgunlaştığını görmek hem üzüyor hem sevindiriyor beni. Kavgalarımız da büyük, aşkımız da. Yaptığı resimleri anlatırken kendinden geçmesi, ses tonunun heyecanı beni hayran bırakıyor. Sen benim en favori oğlumsun, canımsın. Bir tanemsin. Seni çok seviyorum.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

18 Aylık Kız Bebeği

Bebek mi çocuk mu? Toddler denilen bir durumda. Mutluluğu da büyük, kızgınlığı da. Terrible 2 denilen 2 yaş sendromuna erken başladık kızımda. İstediği olmayınca kendini yerlere atıyor, bağırıyor, gözünden yaşlar fışkırıyor. Yalancı ağlaması hiç yok. Sonra neye ağladığını unutuyor olmalı ki bana sarılıp gülüyor hemen. Ya da en ufak bir değişime kanıyor, derdini unutuyor. Bu yüzden öfkesi kısacık sürüyor...

Yeni yeni 2 kelimeyi biraraya getirmeye başladı. Çok tatlı, mırıl mırıl birşeyler anlatıyor. Dediğinin çoğunu anlamasak da, bizimle muhabbet ediyor. Biz de kendi anladığımız kadarıyla yanıt veriyoruz.

Bebekleri, çocukları ve hayvanları çok seviyor. Oyuncaklarını da, kıyafetlerini de biliyor. Biri aldı mı, geri istiyor. Ördekleri var… Bu ara dışarı çıktık mı onlar da bizimle geliyor. İpinden tutup çekiyor. Öyle komik ki, hayır diyemiyorum… Öyle de ciddi yapıyor işini, çekiyor ördekleri, gözlerinde bile ciddiyet hakim!

Ne söylesek kopyalıyor ne yapsak aynısını yapıyor. Abisinin ona yaptığını, gelip bana yapıyor mesela vurmak ya da su püskürtmek veya göbeğinden öpmek gibi.

Yürüyüşü, koşması her bir harketi bir alem! Müzik sesi duydu mu yerinde duramıyor. Hemen sallanmaya başlıyor. Müziğin ritmi değişti mi dans figürünü de değiştiriyor hemen. Bu yaşında tatlılıkta birinci. Büyümese keşke değil mi?

19 Nisan 2016 Salı

İlk Kelimeler

Bugün 17. ayını bitirdi minik kızım. Tatlı kızım. Güzel kızım.


Ağzından kelimeler tesadüfen çıkıyor, sonra tekrar ediyor ya da öğreniyor bilinçli olarak. Örneğin en güzellerinden biri ‘Doydu’ - doöoyduu gibi ses çıkarıyor. Yemek bitince oynamaya başlıyor. Ben de ‘Doydun mu?’ diyorum. İşte böyle öğrendi. Der demez de hemen önlüğünü çıkarıyor.


Abi, baba dilinden düşmüyor; ama aaannea az ve öz çıkıyor ağzından. Kakaa diye haykırıyor ve neredeyse bir aydır tuvalete yapıyor evdeysek büyüğünü.


'Dede, aç, bıcı bıcı, pisi pisi, hav' epeydir bildiklerinden. Zeytine bayılıyor ve zeydey gibi birşey diyor. Hayvan taklidi yapıyor ya da abisinin yaptığını aynen kopyalıyor. Hem de fiziksel olarak. Vuruyor hepimize. Kızıyoruz, doğru olmadığını söylüyoruz. Abisinin ona yaptıklarından biri çünkü. Abisine de her defasında ceza veriyoruz. Umarım bu huyları unuturlar.


Çok sevecen. Bir bakıyorum yanıma gelip kucağıma çıkıp sarılıyor. İçten. Gözleriyle gülüyor. Öpücük konduruyor aniden bir yanıma. Kucağımdan sarkıp abisinin kafasını öpüyor örneğin. Eğer ki abisini okşuyorsam, o da gelip okşuyor. Babası işten gelince tepesinde bitiyor. Sürekli ‘baba’ diye peşinde dolanıyor.


17 ay nasıl geçti? Nasıl büyüdü böyle? Sandalyeleri itip, tabureleri yanına dizip merdiven yapıyor mutfak raflarına yetişmek için. Abisinin ranzasında ilk basamağı geçiyor. Koltukların üzerinden inmiyor, düşüyor çünkü. Kafasında morluk eksilmedi aylardır.


Parkı ve sokağı çok seviyor. Gezmeye veya atta dediğimde hemen beresini takıyor. Kapı açıksa fırlıyor ve asansör yanındaki basamaklarda oturmuş buluyorum kendisini.


Geceleri kesintisiz uyuyor genelde. İki azı dişi de çıkınca 8 dişi çıkmış oldu. O aralar gece uyanmaları oldu; ama geçti. Hala genelde günde 2 kez uyuyor. Sabah 9 gibi 2 saate yakın ve öğleden sonra 1.5 saat gibi. Genelde öğleden sonra dışarda oluyoruz ve o zaman yarım saat uyuyor.


İnatçı, aksi. İstediği olmayınca kendini yerlere atıyor, bağırıyor ağlarken ve iki gözünden yaşlar fışkırıyor. Tepiniyor siniri geçince kucağıma geliyor, sarılıyor. Keşke hep böyle kalsa, çekişmesek, didişmesek hiç.


Canımın bir parçası daha büyüyor...



9 Nisan 2016 Cumartesi

Ay Dönümü - 57 Ay

Bu aralar en sevdiğin şey bizimle yatmak, babanla aslında ama ben de idare ediyorum :)

Bu akşam sana doğum hikayeni özetledim, neden ayın 9'unda seninle yattığıma açıklama getirmek için. Karnımdaki ize baktın. Sonra ben karnına girmek istemem, tekrar doğmak istemem dedin.

Sonra mutlu musun diye sordum. Benimle uyuduğun için çok mutluydun. Sonra bir şekilde hayatı adımladık. Önce doğdum, sonra kreş, sonra abi okulu, sonra üniversite, sonra? diye sordun her adımında. Sonra iş dedim, evleneceksin dedim, çocukların olacak dedim. Sonrasını ben de bilmiyorum buraya kadar geldim dedim.

Büyüyünce dalgıç olacakmışsın, gemi kullanacakmışsın. (birkaç ay önce pilot ve itfaiyeci olacaktın) Çocukların olunca tatile çıkıp onları okuldan alacakmışsın :)

Yaşlanmayalım dedik karar alıp. Yaşlanmamaya karar verdik, ailecek 4ümüz. Sonra 'Dişlerim dökülecek mi dedin?' Bu ara sınıfındakilerin süt dişleri dökülüyormuş, ona özeniyorsun epey.


Kardeşin oyununu bozunca ona kızıyormuşsun, bana kızgınlarını ise unutmuşsun. İyiye işaret...


Sonra legoları baştan yapmaya karar verip uyuduk.

Seninle muhabbet edebilmek çok güzel. Keşke bunu yapmak için daha çok zamanımız olsa, daha çok zaman kollasak... İkimize de iyi gelecek.

18 Mart 2016 Cuma

Dertsiz Kızım - 16. Ay

Memeyi, yani emmeyi bırakalı neredeyse bir ay oldu. Oğlumda olduğu gibi planlar yapmadım, taktikler uygulamadım. Kendi kendine oldu bitti. Hatta ne yalan söyleyeyim ben daha uzun sürsün istemiştim; ama o son verdi. Oyuna çevirdi, hatta kafasını çevirdi.

Nitekim gece deliksiz uyuması da öyle. Taktik, eğitim uygulamadık. Tatildeyken belki de çok yorulduğundan uyanöadı bir gece, iki gece derken 14 aylıkken deliksiz uyumaya başladı. Sadece akşam o yatarken ve gece ben yatarken biberonla süt veriyorum.

Süt demişken, inek sütü mü, formül mü, diye onu sever mi beğenmez mi derdi olmadan inek sütüne geçtik. Herkes memnun!

Telaşsız yürüdüğü, kendi kendine çatal ve kaşık ile yemek yediği, beresini kendi taktığı, ayakkabılarını kendi giymek isteyen minik bir kız var bizim evde. Ha bir de ben ne yaparsam aynen kopyalıyor. Bazen iyi bazen kötü.

Konuşma olarak abisi kadar ileride değil; ama fiziksel olarak çok çok gelişmiş. Müzik duydu mu dayanamayıp elleri kaldırıp kafayı sallıyor. Son bir haftadır anne demeye başladı. Abisine de ‘abi, abis’ diyor. Bazı kelimeleri tekrar etmeye çalışıyor farkındayım.

Ha bir de tatlılığından yenilmiyor. Çığlıkları neşe saçıyor hepimize. Umuyorum ki bu neşeli çığlıklar yaşı kaç olursa olsun onun bir parçası olsun...

14 Mart 2016 Pazartesi

Hastalar

Önce kız nane molla oldu. Birkaç gün burun tıkalı; ama süreki de akıyordu. Emzik emdiği ve yüzükoyun uyuduğu için tıkanıyordu ve sık sık uyanıyordu. Gece-gündüz hepsi birbirine girdi. Neredeyse bir hafta. Çünkü bir de 15 ay aşılarını oldu. Aşılar da hafif ateş yaptı. Huysuzluk, yememe, mızırdanma, kucak isteme vs.


Ardından onun derdi biterken oğlan ateşlendi. Feci! Okula gidemedi. 40’ı buldu ateşi. Tüm gün yatalak vaziyette, yemez-içmez. Abisini öyle gören bıdıkcan da rahat bırakmaz. Abinin ateş 4 gün sürdü; ama ilginçtir ilk 2 gün ateş 40, üçüncü gün 38, dördüncü gün yok; ama beşinci gün gene 39 civarı. Sonra da öksürük başladı. Birkaç gün de öksürük sürdü. Okula gidemedi, evde kapalı kaldık. Sıkıldık. Derken kızımız ateşlendi. Feci!


Ateş düşürücülere rağmen 3 saatte bir 39’u bulan kızı baygın halde kucağımda uyutan; ama 15 dakkada bir uyanan ve ağlayan burun tıkalı; ama akan emzik isteyen; ama nefes alamadığı için emziği takamayan ve ağlayan bir kız çocuğu. İlk iki gün kucağımdan inmedi. Babasına bile gitmedi. Geceleri felaket, uyuduğumuz 15 dakika, ardından 10 dakika ağlama, sonra 15 dakika gene uyku.


Üç saatte bir ağrı kesici ateş düşürücü vermek durumunda kalınca doktoru arayıp sorduk; ibuprofen ve parasetamol dönüşümlü verdik. Üçüncü gün ateş 38’lere indi ve şurup vermeyi gerekli görmedim. Bugün 6. günü. Nihayet bugün ateş yok; ama huysuz, yorgun. Sürekli uyumak istiyor. Gündüz uykularından ben uyandırdım. Akşam kucağımda gözleri kapanıyor. Oyun oynama süresi 5 dakikayı geçmiyor. Gece-gündüz, uyur uyanık ağzından emzik düşmüyor. Yoksa ağlıyor.


Son 3 haftadır sürünüyoruz ev halkı olarak. Umuyorum ki bu son dalga olur ve hain virüsler evimizi terkederler...

9 Mart 2016 Çarşamba

Korkular...

Bugün 65 aylık oldun oğlum, 4.5 yaşını biraz geçtin. 5’e yakınsın...


Son birkaç aydır korkuların var geceleri uyandıran. Bitmek bilmeyen baba özlemin ve sevgin var. Geceleri baba diye ağlayıp, babanı yanında istemen var. Hafta içi geceleri ben gelip seni avutsam da bağırıp, babanı istiyorsun. Bu sırada kardeşin dahil herkes uyanıyor elbette. Sen de, biz de ertesi günü oldukça yorgun geçiriyoruz. Epeydir.


Okulu bazen seviyorsun, bazen okula gitmek istemiyorsun. Kendine bir arkadaş arıyorsun, her daim yanında olacak. Fakat yaş gereği hergün herkes farklı oyunlar, çocuklar ile oynamak istiyor. Sen de üzülüyorsun.


Öğretmenin her öğle seni almaya geldiğimde ‘yorgun’ olduğunu söylüyor. Geceleri uyanma probleminden ötürü diye düşünüyoruz. Kan tahlili yaptırdık, doktorlar seni sağlıklı buluyor. Yemek yemesen de!


Hala yeme problemin var. Yemekleri cımbız ile seçtiğin gibi, miktar olarak da az yiyorsun. Gün içinde sadece atıştırsan sana yeter, masaya oturmayı sevmiyorsun. Hatta ne yalan diyeyim, kızkardeşinden daha az yiyorsun. Tabii bu sebeple kilon hala 3-4 yaş grubunda. Boyun uzuyor sanki; ama dedim ya elinde olsa sadece meyve ve çiğ sebze ile yaşarsın. Su ve vanilyalı yoğurt ve sana kalsa şekerler, çikolatalar ve kurabiyeler...


Legolar hala favori oyuncağın. Evde legodan bir dağ oldu; ama hala lego almak istiyorsun. Dışarı çıkmak, parka gitmek bile istemiyorsun. Ev kuşu oldun. Zorla çıkarıyoruz seni; ama o zaman da eve dönmek istemiyorsun.


Bu aralar derdin ‘patron’ olmak. Evin patronluğu için bizimle yarışıyor, kurallar konusunda bize laf geçirmek istiyorsun. Bazen dizginleri fazla gevşek mi bırakıyoruz diye düşünüyorum.


Kızkardeşinle aran iyi, kötü. Ya çok güzel kıkırdayarak oynuyorsunuz, ya da ağlatıyorsun onu. Her yanından geçişinde kafasına vuruyorsun. Yüzünü sıkıştırıyorsun. Gözlerine ve ağzına parmaklarını sokuyorsun. Kardeşine karşı biraz sertsin. O da sana aynılarını yapmaya çalışıyor. Oyuncaklarını alıyor, bağırıyorsun, kovalıyorsun, kucağına alıp odadan dışarı atıyorsun.


Geçenlerde ‘abi' demeye başladı sana. Hoşuna gitti. Yine de sürekli kardeşini ezmeye çalışıyorsun. Bazen öpmek istiyorsun, yanına gidiyorsun o zaman da o seni istemiyor. Nedenini açıklıyoruz, canını yakmaman için korkuyor diyoruz. Bazen çok güzel anlıyorsun, bazen yaramazın önde gideni oluyorsun.


Bu aralar hastasın, üşütüp ateşlendin. Bu sebeple de aran benimle oldukça iyi. Öğle vakti kucağımda uyuyorsun, yemeklerini yedirmemi istiyorsun. Senin dediklerini yapınca çok iyiyiz. Yapmayınca ‘yaramaz’ veya ‘kötü’ diyorsun bize.


Hala verdiğimiz kıyafetleri giyiyorsun. Genelde birkaç tişört dışında giyim konusunda bizimle inatlaşmıyorsun. Sabahları evden çıkmak için hazırlanman epey zaman alıyor. Bir de dediğim gibi okula hala tam bağlanmadığını düşünüyorum. Koşa koşa gittiğini görmedim; belki de yaşın küçük olduğundan seni bir sene erken başlattığımızdan.


Fakat Almancan süper. İki dili birden öğreniyorsun ve hatta 4 dil konuşabiliyorsun. Bu sebeple beyninde arada kıvılcımlar çakmasını normal karşılamalıyız belki?


Seninle gurur duyuyoruz. Seni çok seviyoruz. Büyümeni istemiyoruz; diyorsun ki ‘Ama büyümem lazım, herkes büyür, dünya böyle’…


Ha bir de Afrika hayallerin var. Mamutlardan korkmana rağmen, yok olduklarını bilmene rağmen, Afrika’ya gidip mamut görmek istiyorsun. Tabii diğer yaban hayvanlarını da.Yağmur ormanları da gitmek istediğin yerlerden. Dünyayı merak etmen çok hoşuma gidiyor.


Güzel oğlum, tatlı oğlum, uykusuz oğlum iyi doğdun. Oğlumuz oldun.